KİŞOREGANJ’DA BAYRAM PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 21 Aralık 2009 01:51
Bayram sabahı, sabah namazını yine cadır mescitte kıldık. Fakat “bayram namazı” için burası asla uygun değildi. Zira mescit hem küçük hem de etrafı çamur ve ıslaktı. Yan tarafta ise, yeni yapılmakta olan mescitin inşaatı devam ediyordu ve taban betonu da atılmıştı. Bayram  namazını kılmak için burası daha da müsaitti. Cemaatten ileri gelenlere bayram namazının burada kılınmasını tavsiye ettim. Onlarda sağolsunlar, bizim tavsiyemiz doğrultusunda, Kurban Bayramı namazının inşaat halinde bulunan mescitin zemin katında kılınmasına karar verdiler.

Saatler 09:00’u gösterdiğinde, Kurban Bayramı namazı için, kadınlar hariç yediden yetmişe bütün mahalle sakinleri, inşaat halindeki mescitte toplanmışlardı. Yere sermek için de herkes gelirken beraberinde seccade veya buna benzer bir şeyler getirmişti. Zira imam bir gün önce seccade getirilmesi gerektiği konusunda, bir kaç kez anos etmişti.
 
Genç imam, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail (as) ile ilgili kurban hadisesini içerisine alan güzel bir vaaz yaptı ve cemaatı duygulandırdı. Cemaatten bir çokları göz yaşlarını tutamadılar. Ben de Bangla(Bangladeşçe) dilini bilmediğim halde, yapılan vaazın büyük bir bölümünü anlamıştım. Zira, mevzu ve dini terimler hemen hemen aynıydı.
 
Kılınan Kurban Bayram namazı ve  okunan hutbeden sonra, İmam Efendi beni işaret ederek, aramızda aslen Türkiye’den (orginal Türkiga) olan ve Almanya’da (Germany) yaşayan bir misafirimiz var dedi. Bunun üzerine cemaat hep bir ağızdan, “hoşgeldiniz, kalbimizde yeriniz var” diyerek cevap verdi. Daha sonra İmam Efendi elindeki mikrofonu bana uzattı ve benden bir selamlama konuşması yapmamı istiram etti. Tabi orada benden başka ne bir Türk, ne de bir Türkçe bilen vardı. Bunun için konuşmamı ben Almanca yapmak zorundaydım. Zira M. Aziz Almanca biliyordu ve konuşmayı kendi dilleri Bengalce’ye tercüme edebilirdi.
Konuşmamın başında, -size Türkiye ve Almanya’dan, Türk kardeşlerinizden, müslümanlardan selam getirdim- deyince, cemaat  “aleyküm selam”dedi ve hemen arkasından “Allah’ü Ekber”diyerek tekbir getirdi.
Ben, -Kurban Bayramı, birlik, kardeşlik, barış ve dayanışma- gibi konuları içerisine alan kısa bir konuşma yaptım. Yapılan selamlama konuşmasını  ise arkadaşım M. Aziz  kendi dillerine tercüme etti. Benim konuşmam cemaatı, cemaatın  samimi ve sıcak bakışları, gösterdiği ilgi ve alaka da, beni etkilemişti.
Konuşmalardan sonra cemaatın bir çoğu yerinden kalkarak boynuma sarıldı. Biz de onlara sarılarak hem hasret gidermiş ve hem de bayramlaşmış olduk.
 
Bangladeş’de Türker’i çok seviyorlar. Türkler deyince: -Türkistan, Türkiye, büyük ve güzel camiler, Osmanlı Sultanları,  dünyayı idare etmiş bir millet-,  gibi bir çok kavramlar ilk akıllarına şeyler oluyor. Bunun böyle olduğunu, konuştuğumuz veya ziyaret ettiğiz insanlardan bazıları söyledi bize!...
 
 Çocuklara Bayram Harçlığı

Bir gün önce yaklaşık 150 kız çocuğu ve kadına bayram elbiseliği alarak onları sevindirmiştik.             
Şimdi sırada  çocukları sevindirmek vardı.  Toplam 500 çocuğa bayram harçlığı ve şeker dağıtmak istiyorduk. Bunun için üç ayrı yerde proğram tertip etmek düşünüyorduk. İlk proğramı  bugün (kurban kesimi öncesi) yapmayı uygun görmüştük. Diğer iki proğramı ise ertesi gün Kişoreganj’ın yakın köylerinde yapacaktık.
 
Kişoreganj’ın kenar mahallerinden üç yaşından on yaşına kadar olan, kız erkek karışık yaklaşık 200 çocuk toplanmıştı. Daha önceden hazırlattığımız çadırlar altında sıraya giren çocuklar, heyacanla bayram harçlıkları bekliyorlardı. Çadırın altında sırada bekleşen çocuklara üç elden ve tek tek bayram haçlığı dağıttık. Bayram harçlığı alan çocukların sevinçten gözleri parlıyordu. Kimilerinin anne vaya babaları da oradaydı. Onlar da „bağış yapanlardan, yardım edenlerden, vesile olanlardan Allah razı olsun” diyerek, dua ediyorlardı. Herkesin sevinci büyüktü ve Bangladeşli çocuklar çifte bayram sevinci yaşıyorlardı...

Kurban Kesimi ve Pay Dağıtımı

Kurban kesimi için bütün hazırlıklar bitmişti ve bu konuda, kurban kesiminden kurban eti paylamasına kadar yaklaşık 150 kişi görevlendirmiştik. Almanya ve Türkiye’den vekalet verenlerin isimlerini tek tek okuyarak kurbanlık hayvanları kesim işine başladık.
Havada iyice ısınmıştı, mevsim Almanya ve Türkiye’de kış olmasına rağmen, Bangladeş’te ortalık yaz aylarını aratmıyordu. Her taraf yeşil ve sıcaklık 30 derecenin üzerindeydi.
 
Yaklaşık beş saat gibi bir süre içerisinde kurbanları keserek, pay haline getirip, naylon torbalara doldurduk ve dağıtım yerine gönderdik. Kurban kestiğimiz yer ile pay dağıtacağımız yer arasında yaklaşık üçyüz veya dörtyüz metre gibi bir mesafe vardı.
 
Saat 12:00’den itibaren  pay dağıtım mahaline  insanlar toplanmaya başlamışlardı. Kadın kız, yaşlı çocuk fakir fukara, dul yetim, grup grup insanlar pay almak için akın ediyorlardı. Biz ise kurban paylarını ancak saat 16:00’dan itibaren dağıtmayı planlamıştık.
Pay kalmaz korkusuyla sıraya ilk girmek isteyenler, ayak üstünde saatlerce beklemek zorunda kalmışlardı. Yaşlılar ve düşkünler ise çareyi yere oturmakta buluyorlardı. Bekleşenlerin aralarında çevrede oturanlar olduğu gibi, beş on kilometre uzaktan gelenler de vardı. Sadece gayeleri bir kaç kilo kurban eti almaktı.
Saatler 16:00’yı gösterdiğinde, alana binlerce insanın toplanmıştı bile. Bekleyenlerin her birinin elinde kurban payı almak için özel fişler vardı ve onu dikkatlice muhavaza ediyorlardı. Bu fişler, tesbit edilen fakir ailelere daha önceden dağıtımış ve kurban payı almak için mutlaka bunların birlikte getirilmesi söylenmişti.

ATİB ve MHW flamaları, Bangladeş ve Türk Bayrakları ile süslenen alanda, pay dağıtımına geçmeden önce  bir konuşma yapmam arzu edildi. M. Aziz Bey bu konuşmayı kendi dillerine tercüme edecekti. Konuşmamın başında; Almanya ve Türkiye’den selam getirdiğim dediğimde, etrafımdaki bekleşenler,  “aleyküm selam, sağolsunlar, Allah onlardan razı olsun, bizimde onlara selamımızı götürün” diye karşılık verdiler.
Pay almak için bekleşenlerin arasında, sofrasında bir yıl boyunca, et görmeyenler de vardı. Bunu durumu bekleşenler arasında bulunan bir kısım insanlara sorduğumuz sual ve aldığımız cevap neticesinde öğrenmiş olduk.
Güneşin  altında saatlerce bekleşen insanların arasında, gözü görmeyen veya başka bir engeli olanların sayıları ise bir hayli kalabalıktı. Yakınlarının refakatı ile  kurban payı almak için buraya gelebilmişlerdi.
 
Garip ve gurabayı, çocuk ve yaşlıları, dul ve yetimleri, pay için ayakta saatlerce bekleşenleri, mübarek günde daha çok bekletmemek için kurban paylarının dağıtımına başladık.
Asayişi sağlayan polislerin de desteğiyle ve yüksek bir tempoda, dört saat gibi bir zaman dilimi içerisinde, yaklaşık 3100  aileye Kişoreganj’da kurban payı dağıttık.
Ayrıca, Balia bölgesinde  kesilen kurbanların da pay edilerek 400  aileye ulaştırılmış olduğunun bilgisini aldık. Böylece Bangladeş’de toplam 3500 aileye, yani yaklaşık 12000 kişiye kurban payı dağıtmış olduk.
Kurban Bayramında 12000 kişinin sevinmesine ve sofralarında bir seferlik bile olsa, et yeme imkanlarına kavuşmalarına vesile olmuştuk. Bu bizim için güzel bir duyguydu.
Kurban payları alanlar, hem “Allah sizlerden razı olsun diye dua ediyorlar” ve hem de sevinçle evlerinin yolunu tutuyorlardı.
Ortalık iyice kararmıştı  ve binlerce bekleşen insandan alanda kimsecikler kalmamıştı. Ellerinde „fiş” ile gelenlerden kurban payı alamadan eli boş olarak geri dönen olmamıştı, elhamdülillah!

Kişoreganj, 28 Kasım 2009
Yakup Tufan
Pazartesi, 21 Aralık 2009 01:52 tarihinde güncellendi