Şiir Duyguları PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 31 Aralık 2009 16:21
Şiir, ifade kapılarının açıldıkça açılmasıdır. Her açılan kapının bir başka kapıya dayanmasıdır. Ufuk gibi yolların yeniden başlaması, uzaklıkların yakınlaşması, yakınlıkların genişlemesidir. Şiir insandaki ulvî yapının sırrına uygun olarak, olgun söylemlerin ifade edilme arzu ve gayretidir. Şiirde içe doğru derinlik, dışa doğru yüceliş vardır.

Şiir sözün az hali ve fakat öz halidir.  Şiir, dilin musiki rengi  kazanmış durumudur. Kafiye ve ölçülü mısra yapısıyla oluşan ahengi, bir söz sanatı bir zevk inceliğidir.
Şiirin alanı, insanın alanı kadar geniştir. Çünkü insandaki manevi yapıyı, esrarlı iç dünyayı şiirin ahenkli ve sırlı dili güzel ifadelerle verebilmektedir. İnsan  mükemmel bir biçimde yaratılmıştır. Allah, insana iç donanımıyla dolu bir dünya bahşetmiştir. İnsan düşünmekte, gülmekte, üzülmekte; fikir ederek kara topraktan çıkan rengarenk çiçeklerin esrarını yorumlamakta, hayalleriyle ufukların ötesini aramakta, gönül aleminin içinden derinliklere ve yüceliklere uzanmaktadır. İşte şiirin dili bu inceliklerin içindedir.

Toprağın, türlü süzgeçlerden geçerek haslaştığı gibi, seçile seçile, azlaşarak özleştiği gibi, şiir de lisanın içinden süzülüp gelen has değerdir. Zihin süzgeci, gönül eleği bu duygu coşkunluğundan ince güzellikler ortaya çıkarır. Nasıl ki cevher, kuyumcu terazisinin hassasiyetiyle ölçülür, şair de kelimeleri aynı hassasiyetle ölçer ve tartarak ifade eder. Dolayısıyla şiir dilin musikisidir. Şiir his dünyasıdır, duygu iklimidir..

Bu açıdan baktığımızda halk türkülerimiz, sanat müziği şarkılarımız da bu şiir dünyamızın içindeki renk tonlarıdır.  Sanat müziğimiz, türkülerimiz içinde barındırdığı şiirsel yapı ile bir başka edebî güzelliği işaret eder. Buna manzum atasözlerini ve hece kalıbına uygun bilmeceleri de eklemek gerekir.
 
Şiir konuları ile de hayatı, dünyayı kuşatır. Pastoral şiir ile tabiatın renkleri ile kaynaşırken, lirik şiir ile duygusallığın derin alemlerinde seyrederken, didaktik şiir ile öğretici olarak, hislere bilgilerin  yüklenmesine vesile olur..

Şiir ve edebiyat sevgisi aynı zamanda gençliğimizin Türkçemiz ile bağlarını canlı tutmaktadır.   Şiirin dinamik olma tarafı da bu işlevinden dolayı ayrıca önemlidir. Ruh ve idrak şiir ahengi ile buluşurken, bu arada Türkçenin  güzelliğiyle donanmak şansı da elde edilmiş olur.

Bizim şiirimiz Ahmet Yesevi'de bir başlangıç, Yunus Emre'de Hak sevgisi ve hoşgörü , Fuzuli ve Baki'de mânâ  zirvesi, Karacaoğlan'da sevdâ coşkunluğu, Nef'i ve Seyrânî'de tenkit süzgeci, Niyazi Mısrî ve Aziz Mahmud Hüdaî'de dergâh dersi, Köroğlu'da kahramanlık, Sümmânî'de halk kültürüdür. Şiirimiz bu sahaları içine alan bir bütündür. Yüzyılımızda aynı sahalar  bir damar gibi devam etme durumunda olmuş; Yahya Kemal, Necip Fazıl, Nazım Hikmet,  Cahit Sıtkı Tarancı, Ümit Yaşar Oğuzcan, Yavuz Bülent Bakiler, Veysel, Sezai-Bahattin-Abdürrahim Karakoçlar, Âşık Reyhânî vs. gibi ses ve kalemler şiir çizgimizin yol noktalarını teşkil etmiştir.
Bu ahenkli Türkçe şiir dilinin, coğrafyası da büyüktür. Tuna boyundaki Temaşvarlı Gazi Âşık   Hasan'dan,  Gence'deki Elesker'e, Türkmenistan'daki şair Mahdumkulu'na kadar uzanır. Uzun bir zaman, büyük bir mekân bu şiirin ürünleriyle birikim kazanarak bir hazine oluşmuştur.

Şiir üzerine yapılan yorum ve tarifler zaman boyu sürmüştür. Türkçenin kalem ustası Necip Fazıl'ın, "şiir mutlak hakikati, yani, Allah'ı aramak san'atıdır" tespiti ve diğer şiir ustalarının yorumları ve değerlendirmeleri, hep  şiirin tarifini aramıştır. Yahya Kemal Beyatlı’nın, “Şiir, kalbe geçen  bir hadisenin lisan halinde tecelli edişidir; hissin birden bire lisan oluşu ve lisan halinde kalışıdır.”  diye söyleyişi bir başka bakış açısıdır.  Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, “Şiir, dilin özüdür, kokusudur, lezzetidir, musıkî kabiliyetidir, yahut bunlardan doğan hususî bir şekildir” izahı da şiirdeki inceliği işaret eder. Tanpınar bunu daha da açarak şu tesbiti yapar: “Bizim şiirden anladığımız mânâ, kelimelerin terkibinden doğan ritm, ahenk v.s. vasıtalarla alelâde lisanla ifadesi kabil olmayan derunî haletlerimizi, heyecanlarımızı, istiğraklarımız, neşe ve kederlerimizi ifade eden ve bu suretle bize bediî alâka dediğimiz büyüyü tesis eden bir sanat olmasıdır.”  Öte yandan şiire getirilen daha farklı izahlar, şiirin ne olduğu ve ne olabileceği hususundaki genişliği dikkatlere sunmuştur.

İnsanın ilk duygulanışlarının ifadesini şiir saymamak gibi bir sınırlandırma elbette yapılamaz, bu duygulanışlar da şiir sayılabilir; lâkin bunun en doğru adı şiire yönelmiş olmak, şiiri denemiş olmaktır. Bizatihi şiirin kendisine ulaşmış olmak değildir bu.. Nitekim şiirin tayin edici noktası; his sahibi olmakla, fikir çilesi çekmiş olmanın san'at ve ehliyetle kaynaşmasıdır. Cahit Sıtkı Tarancı, bundan dolayı, “şiir bir suretle hüner ve marifet işidir” demektedir.

Şiir, kafiye ve vezne ne “mâhkûm” olmalı, ne de “mâhrûm” olmalıdır. Yani, kafiye ve vezne kendini "mahkum" hissederek ahenkten ve derinlikten uzaklaşmak ne kadar yanlış ise, bu derinliği yakalıyorum diye kafiye ve vezinden tamamen "mahrum" olması da o kadar doğru değildir. Bunu gelenekçi noktadan bir kanaat olarak söylüyoruz. Değilse, bugün şiiri vezinsiz ve kafiyesiz düşünenlerin var olduğunu biliyoruz. Buna da saygı duymak, doğal saymak durumundayız.

Şiir güzeldir.. Gönüldeki duygu yoğunluğunun sese dönüşmesi, içte hissedilen sevgi titreşimlerinin ifade kazanması şiirdir çünkü.. Gülün renginin ve kokusunun sözlerle kaynaşması şiirdir çünkü.. Bahar bir şiirdir, güneşin gurup etmesi, şafağın sökmesi bir şiirdir. Nitekim akan sular, esen rüzgârlar insanı duygudan tefekküre doğru götürür, insanı söyletir, sözü şiirleştirir..

Hissetmeyi hissetmek şiirdir çünkü.. Var olduğunu sezmek, içten yanıp dışa dönmek şiirdir çünkü.. Şiir yaşamayı, yeniden yaşamaktır; tadarak, duyarak, sıcaklığında olarak yaşamaktır. Şiir, duygu, ahenk yoğunluğu ile dışımızı diri ve sıhhatli tutan içimizdir bizim..
 

→ Yazarimizin diger yazilarini görmek icin tiklayiniz