Referans Referans Referans Referans


Türkiye de İnsan Manzaraları ve Millete Yapılan Zulüm

Türkiye hepimizin asla vazgeçemeyeceği Cennet Vatanımız. Gözümüzü açtığımız, gönlümüzün huzur bulduğu, kimlik ve kişiliğimizin oluştuğu, manevi dünyamızın olgunlaştığı, geliştiği yurdumuz, yuvamızdır. Esas olan bu Cennet Vatanı daha yaşanılır bir ülke olmasını sağlamaktır. Ülkemizin huzuru, mutluluğu bu ülkede yaşayan herkesin huzur ve mutluluğudur.

İki yıla yakın bir zamandır İstanbul da yaşıyorum ve Türkiye’nin birçok bölgesini de sıkça gezen, manzarayı daha iyi kavrayan bir durumdayım. Aşk derecesinde Türkiye ye bağlı olmama rağmen, gördüğüm manzaralar beni ürkütmüştür. Belli bir kesim hak, hukuk tanımakta zorlanıyor, kabalık hat safha da, kurallara uymamak, çevreye zarar vermek, nezaketten, zarafetten, muhabbetten, hoşgörüden, saygı ve sevgiden yoksun bir hayatın yaygın olduğunu görmek mümkün.

Türkiye aynı zamanda Uluslararası çok ciddi bir ihanet çemberinin içinde bulunuyor. Bu ihanetin Türkiye içinde “taş örenleri” maalesef çok. Bu kışkırtıcıları her alanda görmek mümkün. Mesele vatana ihanet mevzu bahis olunca, Atatürkçüsü, Apoçusu, çevrecisi(!), sanatçısı(!) ulusalcısı, sözde milliyetçisi, Cami basanı, ayyaşı, eşcinseli vesaire kandan, candan kardeş olduklarını keşfettiler. Türkiye de şuna çokça rastlamak mümkün. Çünkü “kinin dinin önüne geçtiği” bir dünyada yaşıyoruz.

Çocukluk yaşlarımdan itibaren hep Vatan, Millet, Sakarya dedim ve ömrüm boyunca Milletim, ülkem için mücadele ettim. Ülkem ve Vatanıma zarar veren her şeyin karşısındayım.

Yakan, yıkan, çevreye zarar veren her hareketi ihanet olarak görüyorum. Bunu yapan ister pkk olsun, ister Kemalist veya kendine çevreci, ulusalcı veya bir spor kulübünün taraftarı olsun ve ya hangi fikrin içinde olursa olsun bu hainliktir.

Bu saydığım ihanete, Hastane basanlar, trafikte terör estirenler, yol kesenler, araba yakanlar, yüzünü kapatıp Molotof, taş atanlar, garibanın bindiği Belediye otobüsünü içindeki halkla beraber yakan aşağılık hainlerdir. Bu güzel yurdumuza ihanet eden ve zarar verenler bunun bedelini ağır bir şekilde ödemeliler.

Ülkemize çok yönlü zararlar veriliyor. Bu vatanı sevdiğini söyleyenlerin bile, bir taassubun, aşırı tarafgirliğin teröre dönüşmesine şahit oluyoruz. Öyle bir noktadayız ki, spor müsabakaları, düğün, yayla şenlikleri, sünnet merasimlerimiz bile gönüllere korku salıyor. En masum eğlencelerimizin bile içine silah giriyor ve şiddete dönüşüyor.

Eskiden insanlar futbol maçına giderek sıkıntılarından kurtulmak isterlerdi. Şimdi öyle bir noktadayız ki, maça gidenlerin eve dönüp, dönmeyeceğini aileler merak etmeye başladılar. Bu memleketin iki takımının taraftarları, birbirlerini düşman olarak görüyorlarsa, maçlara bıçak, muşta, satır, döner bıçağı ile gidiyorlarsa bu işin tadı, tuzu kaçmıştır. İnsanları öldüren, linç eden, dükkânları, arabaları yakan, yolları kesen, çevreye zarar veren, sahalara sis bombası, yaralayıcı maddeler atan, sahaları işgal edenlerde bu güzel ülkemize zarar vererek ihanet etmiş oluyorlar.

Çocukluğumdan beri bir Spor Kulübüne ilgi duyuyorum ve lakin gündemimize futbol takımlarının bu kadar fazlaca girmesinden de ciddi manada da rahatsız oluyorum. Futbol, kitlelerin hayatına din gibi girmeye başlamıştır. İnandığını söyleyen birçok insan, dini için, milleti için, geleceği için kılını kıpırdatmayanlar, taraftarlık aşkıyla birbirlerini yemeye başladılar. Çünkü iş taraftarlıktan çoktan çıktı ve dünyalık bir din halini aldı. Maçlarda sahaya sis bombaları atanlar, türübünleri yakanlar, bu ülkeye ve bu takımlarımıza verdikleri maddi zararın yanında bu ülke insanına da bir ihanettir. Her Baba, Ana çocuğuna doğruyu anlatmalı ve bu aşırı hallerden çocuklarını uzak tutmalıdır.

Felaket takımların yenilmesi değil, bu çirkinliklerin sergilenmesidir.

Birileri bizi dinden, imandan, vatandan kopardıkça daha kolay kullanıyor. Asker uğurlamalarımız bile, bir faciaya dönüşüyorsa, çok iyi düşünmeliyiz.

Bu çarpıklıkların temelinde insanımızı değerlerimizden uzaklaştırma yatıyor. Ve lakin Spor, spor olmaktan çıkıyor ve cahil kitleler elinde din olmaya başlıyor. En eğlenceli alanlarımız bile bu milletin başına bela oluyor. Çünkü ahlaki değerlerimizi kaybettik ve ya birileri ettirdi.

Türkiye, iktidarı, muhalefeti, yargısı, askeri, medyası ve halkı kendini yeniden sorgulamalı, ilkel tavırlardan uzaklaşmalıdır. Görünen odur ki, halk kendi eksiklerini görmek istemiyor. Sözde yanlışlara karşı gibi görünüyor, uygulamaya gelince, aynı hataları kendide yapıyor. Yasalar çok ciddi bir şekilde uygulanmalı ve kimsenin gözünün yaşına bakılmamalı.

Evet, bu bir eğitim ve ahlak meselesidir. Sevinçlerin artmasını sağlayan Bayramlarımız, Ülke insanını sevince boğan başarılarımız, yayla şenliklerimiz, spora dayalı başarılarımız ve başarısızlıklarımız, eğlence ve yarışlarımız, ufak, tefek münakaşalarımız, trafik hoyratlığı silahların çekilmesine, gelişi güzel ateş edilmesine, birçok insanın hayatına mal oluyor. Hatta balkonun da, evinde otururken bu serseri kurşunlardan hayatını kaybeden insanımız çoktur.

Merkezi yerlerde serseri mayın gibi dolaşan tinerciler, bölücü örgütün şehirlerde kurduğu hâkimiyet ve yakma, yıkma hadiseleri, halkın otobüslerini yakma ve taşlamalar, kendilerine muhalif olan dükkân ve devlet binalarını yakmak Ülkeye, millete ciddi zarar veriyor. Daha gelin arabalarının önünü kesenleri, Minibüslerin estirdiği trafik terörü, lüks arabaların kural tanımaz surat denemeleri, trafik kazaları, yeterli iş güvenliğinin alınmayışı vs. sayılabilir.

Türkiye’yi sadece bu yanlışlarla anlatmak ta doğru değil. Gelişen Türkiye birçok konuda göğsümüzü kabartıyor. Yukarıda anlattığımız yanlışlar artık Türkiye’ye yakışmıyor. Gelecek yazımız inşallah güzel Türkiye’mizin muhteşem yükselişini anlatacaktır.

19.11.2014, Kurtköy-İstanbul



YAZARIN DİĞER YAZILARI