SEVGİYİ BAŞ TACI EDENLERE SELAM OLSUN.

Medeni bir insan, yaratılan her canlıya sevgiyle, şefkatle yaklaşır. Hakkı gözetir ve merhametli olur. Ana ölçüsü muhabbet olanlar asla bir canlıya kıyamaz, kendisinden renk, ırk veya inanç olarak farklı olanları hakir göremez ve aşağılayamaz. Yaratılana kıyanlar, aşağılayanlar, diniyle, milliyetiyle, rengiyle uğraşanlar ırkçı zavallılardır. İnsanlar gayret ve yetenekleriyle, ürettikleriyle, çevresine sundukları hizmet ve katkılarıyla değerlendirilmeli. 

 

İnsan fıtratı (yaratılışı) gereği yaratılan her şeye saygı, sevgi ve merhamet duymalı. Bu sevgi insanla başlar ve her canlıyı içine alır. Bu sevgide din, dil, ırk gözetilmez, her canlı Allah için sevilir. Büyük şairimiz Yunus Emre’nin diliyle, “Yaratılmışı severiz yaratandan ötürü.” Biz, sevgiyi kader edinen bir kültürden geliyoruz. Bizim inancımızda insanların farklı ırk, dil, din ya da renkte yaratılmış olması, Cenab-ı Allah’ın ayetlerindendir. Bundan dolayı her millet sevgi ve saygıya layıktır. Kişilerin değeri ise dürüstlüğüyle, ahlakıyla, adaletiyle, aklıyla, eserleriyle ve topyekün insanî değerleriyle kabul görür. 

 

Dünya insanlığının ekseriyatı ilk insanın Âdem Peygamber olduğuna inanır. Bu demektir ki, Âdem Peygamber hepimizin atası, babasıdır ve Havva da anamızdır. Yani hepimiz Âdem’in ve Havva’nın çocuklarıyız, neticede kardeşiz. Hz. Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi; “Hepimiz Adem’in çocuklarıyız, Adem ise topraktandır. Arab’ın Arab olmayana, Arab olmayanın da Arab üzerine üstünlüğü olmadığı gibi kırmızı tenlinin siyah üzerinde, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır.“ 

 

Bir insanın kendi milletini sevmesi en tabii hakkıdır ve bu asla ırkçılık değildir fakat kendi milletini severken aşırılıklara kaçarak nefret, kin kusan, başka milletlere düşmanlıkla yaklaşanlara, başka topluluklara hayat hakkı tanımayanlara normal bir insan diyemeyiz. 

 

Irkçılığın karakterinde başka milletlere nefret, kin, aşağılayıcı tavırlar olduğundan, ırkçılar hastalıklı bir ruha sahiptirler. Dün olduğu gibi bugün de maalesef dünyanın her tarafında bu tür aşırılıklar, farklılıkların barış ve huzur içinde yaşamasını tehdit etmektedir. Her insan kendi milletini sever ve sevmeli de lakin ırkçılık bataklığına saplanarak kendisinden olmayan ya da kendisi gibi düşünmeyenlere düşmanlık beslememelidir. Tarihte bu bataklığa saplananlar en çok da kendi milletlerine zarar verdiler. 

 

Her milletin içinden iyi de, kötü de çıkabilir. Milletleri değerlendirirken, her milletin içinden çıkan kötüler ve kötülükleri eleştirilebilmeli fakat bu topyekün bir milleti eleştirmek şeklinde olmamalı. Sevgisiz, merhametsiz bir dünyanın varlığı insanlığa zulüm olarak döner. Ülkeler ancak barış ortamın da zenginleşir ve refaha kavuşur. Ülkesini sevenler barışı, sevgiyi dünyalarına hâkim kılmalı. Kimsenin diniyle, milliyetiyle, diliyle, ülkesiyle, rengiyle uğraşmamalı. 

Bir insanın ülkesine, içinde yaşadığı topluma, hatta bütün insanlığa en güzel hizmeti, insanlık yararına faydalı çalışmalar yapmak, insanlara karşı dürüst ve adil davranmak, hak hukuk içinde kalmak, insan haklarını gözetmek, tabiatı korumak, çevresindeki insanlarla iyi geçinmek ve bütün canlılara karşı merhametli olmaktır. Büyük şair Yunus Emre bu duyguyla, “Sevgi baht (kader) oldu ezelden bize/ Sizde bir türlü, bizde bir türlü.” diyor. 

 

Medeni bir insan başka milletlerin diniyle, örf ve gelenekleriyle. Kısacası kültürel yapısıyla uğraşmaz. Kişi ister Müslüman olsun, ister Hıristiyan olsun, ister Yahudi olsun asla hedef tahtası yapılmamalı. Kişilere, milletlere ve dinlerine saygı duyulmalı. Başkalarının kimliği ile kültürel yapısıyla ve diniyle uğraşmak milletlere huzur ve barış getirmez. 

 

Tarihte zulme uğrayan milletler çoktur. İspanya Yahudilerinin 31 mart 1492 yılında Elhamra kararnamesiyle İspanya’yı terk etmeye mecbur bırakılmaş ve beraberinde altın ve mücevherlerini götürme yasağı getirilmişti. 31 temmuz tarihine kadar İspanya‘yı terk etmeyen Yahudilerin idam edileceği kararı alınıyor. Aynı tür bir karar 1493 yılında Sicilya da, 1497 yılında Portekiz de alınıyor. Osmanlı Devleti‘nin aldığı kararla, zulme uğrayan Yahudiler gemilerle İstanbul’a getiriliyor ve iş, aş, ev sahibi yapılıyor. 

 

Türk‘ün tarihinde hiçbir milleti, dini dışlama asla yoktur. O tarihlerde dünyanın dışladığı Yahudilere sahip çıkan atalarımla gurur duyuyorum. O ataların torunları Türkiye on yıldır yedi milyon mülteciyi misafir ediyor. Esas olan insanın dinine, diline, rengine bakmadan ona değer vermektir. 

 

İnsana saygı göstermek bir kültür işidir. Bu kültürü alanlar asla ırkçı bir saplantıya girmezler. Tarihi, gönül dünyası, inancı, muhabbetle dolu olanlar yaratılan her canlıyı Allah’ın yer yüzündeki emaneti olarak görür. Esas olan insanlar arasındaki sevgidir. Her milletin kültür yapısı için de farklı yansımaları olur. Yeter ki, bu sevgi için toplumlar birbirlerini sevsin ve birbirlerine saygı göstersinler. Sevgisiz, saygısız toplumlar en büyük kötülüğü kendilerine yapmış olurlar.

 

Selam olsun insanlığın huzur ve mutluluğu, barışı, dostluğu için çaba gösterenlere. Selam olsun insanlığın hak, hukuk ve adaleti için çalışan ve gayret gösterenlere.