Beraber Sevmek, Beraber Korumak, Beraber Başarmak

Almanya’da yarım asırdan fazla bir zamandır varlığını sürdüren, bu ülkeye emek veren, kanunlarına saygılı olarak, artık yeni vatan anlayışı ile bunu özümseyen göçmenler uyum ve barış içinde yaşamayı önemsemektedirler. Artık beraber paylaşmanın, beraber korumanın, beraber sevmenin, beraber başarmanın gereği gönüllerde, zihinlerde yerini bulmuştur. Genel durum, çoğunluk bakış açısı böyledir. Bazı farklı, aşırı ve aykırı sesler arada çıksa da bu çoğunluğu bağlamaz. Çevresine zarar veren, zararlı faaliyetler tabii ki hoş görülemez ve tabii ki hukuken gereği yapılır.

Gel gör ki son zamanlarda politik çevrelerden estirilen rüzgârlar bu önemli bütünlüğe zarar verecek ihmaller içermektedir. Alman devlet ve istihbaratının, “Atib” camiasının işinde gücünde olan, toplum içinde sakin bir yaşantısı olan muhafazakâr insanlar olduğunu bilmemesi mümkün mü? Elbette bunu çok iyi biliyor. Meşru bir hayat yaşayan, ortaya emeğini koyan bu insanlara bu tür mesnetsiz genel ve muğlak suçlamalar yapılırsa, bu insanların Almanya siyasetine, Almanya aklına karşı güvenleri sarsılır. Bu vatandaşların Almanya parlamentosu hakkında böyle güven sarsıntısına girmesini, Almanya siyaseti kendine asla yakıştırmamalıdır.

Böyle muğlak suçlamalar hukuk devleti olan Almanya’da inandırıcı olamayacak ve geçerli sayılamayacaktır. Almanya insanımızın aklını ve değerlendirme gücünü de hesaba katmalıdır. Öyle politik mülahaza ile -yaptım oldu- şeklinde yasaklama yapması halkımızda karşılık bulmaz. Nitekim ülke barışına inanan, insan sevgisine önem veren bu kesim, bu ithamları zaten üzerlerine almayacaklardır. Yani göçmenler bunu kendi gönüllerinde ve zihinlerinde tartarak bunun haksızlık olduğunu bileceklerdir. Zira mızrak çuvala sığmaz sözünün misali olur bu. Yani somut sebebi olmayan duruma, soyut açıklamalar cevap teşkil edemez. Bir ironi yapmaya müsaade varsa, gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenirse sonraki düğmeler gömleği esnetmekle yerini bulmaz.

Ülkeler, hükümetler ve liderler arasında oluşan gerginlikleri, burada demokratik hakları ile var olan göçmenlere hissettirmek, devlet ve siyaset anlayışını yaralar. Hükümetler arası bazı gerilimlerin, Avrupa’daki insanlarımızın mağduriyetine sebebiyet vermesi kabul edilemez. Ülkeler, liderler meselelerini soğukkanlı ve akılcı devlet diplomasisi yoluyla çözmelidirler. Yıllar önce şansölye Merkel Türk gazetecilere mealen şöyle bir değerlendirme yapmıştı. Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın Almanya’daki Türkler ve meseleleri üzerine yaptığı değerlendirme karşısında, Frau Merkel kendi noktasından Erdoğan’a cevaben, “Almanya’daki Türkler senin kadar, hatta senden çok benim meselemdir. Bu görev ve sorumluluğunu Almanya bilmektedir” diye konuştuğunu belirtmişti. Evet biz göçmenlerce de bu böyledir. Yani Almanya’yı yeni vatan gören, beraber üretmeyi, başarmayı önemseyen bir anlayış, artık vardır ve de olmalıdır. İşte beklentimiz bu güvenin sarsılmamasıdır. Zira artık yeni kuşaklar Almanya’nın her alanında, her katmanında hem buralı olmak şuuruyla, hem de potansiyel kariyer gücüyle vardırlar.

Öte yandan Türkiye kökenli milletvekillerinin, sanki Almanlara karşı kendini başka türlü kanıtlama telaşı var. Kendileri Türkiye kökenli olarak Türk kuruluşlarını kraldan fazla kralcı bir tavırla suçlamaları düşündürücü olmaktadır. Meclisteki soruşturma gününü bayram sevinci içinde, beklenen gün gelmiştir şeklinde, yüz-göz mimik hareketleri birbirine karışarak, ses tonundaki kontrolü dahi kaybederek, radikal bir üslupla ortaya koymaları kendini ele veren aşırı ideolojik bir tavırdır. Mensup olduğu aşırı ideolojik yapı içinden keyfi ya da ideolojisi gereği böyle maksadı aşan, adil olmayan tutumlar, demokratik anlayışla bağdaşmayan davranışlardır. Bilinir ki ve önemli bir kuraldır ki, konu adalet ise, şahsi hırs ve öfke karıştırılarak bu adalet sağlanamaz. Hiçbir demokrat, kendi varlık sebebini kutuplaştıran politikalara bağlayamaz.

Konu toplum huzurunu ve beraber barış içinde yaşamayı başarmak olmalıdır. Bu da politik hırslar ile değil akılcı, haklı ve demokrat yaklaşımlar ile mümkündür. Fikir farklılıkları olsa da olgun ve demokrat bir tavırla konuşabilmek ve birbirini doğru anlamaya çalışmak lazımdır.

 

Zira önce diyalog olmalıdır ki, ön yargı var mıdır, yok mudur tam bilinsin. İçinde bulunduğumuz Avrupa ve Almanya şartlarında yapıcı olmak, akılcı olmak, birbirimize olumlu katkı sağlayarak çözüm üretici olmak, her zamankinden daha da önemli bir ihtiyaçtır

 

Yıllardır bu insanlarının uyumlu bir şekilde bu topluma katkı sağladıkları belli iken, bin dereden su getirir gibi, 40 sene öncesinden zorlama ve tutarsız suç bulma çabaları iyi niyet olmadığı gibi, kastı da aşan anlamsız ve acemice bir tenezzül şeklinde renk vermektedir. Suçlamanın hukuka ve yargının verdiği kararlara bağlı karşılığı olmalıdır. İddia eden müddei, ispat etmedi, kendi dedi, kendi inandı şeklinde bir durum hoş olmasa gerek.

Bilinçaltındaki huylar ve öfkeli ithamlar yerine, hukuki gerekçelere dayanan diyaloglara ve insani olgunluğa önem vermek gerekmektedir.

Demokrasi dışı, özgürlük dışı sayılan faşist ve totaliter bakışların kınanmasını, reddedilmesini memnuniyetle karşılarız. Bundan tabii ne olabilir. Bu zaten bizim de her zaman ortaya koyduğumuz bir vazgeçilmez tavırdır. İnsan gerçeğine aykırı özgürlükçü olmayan sistem ve uygulamaları reddetmek insani ve vicdani bir gerekliliktir. Lakin bilinç altında kalan soğuk savaş dönemi tortularıyla, başka aşırı uç bir terminoloji ile bu eleştiriler yapılınca tutarlılık ve inandırıcılık kayboluyor. Zira her türlü ideolojik baskıcılığa ve şiddet içeren her türlü akıma karşı ayrım yapmadan karşı olmak lazım. İnsan hak ve hürriyetlerine dayalı, diyaloga açık, kültür farklılıklarını bir zenginliğe dönüştüren, herkesin kendini ifade etmesinin mümkün olacağı bir tercih hepimizin vazgeçilmez sayacağı bir istikamet olmalıdır.

Yıllardır sahnelerden, “Bakarız Yunus gözüyle/ Herkes bize bir görünür” diye söylediğimde, dinleyenlerimiz, bütün insanlığa karşı bu Anadolu sevgi bakışını hissederek olumlu tepki vermişlerdir hep. Herkes iyiye doğru tekâmül etmek yolundadır, bu gerçeği de hep akılda tutmalıyız.

Bir durum varsa somut gerekçelerini belirterek bunun hukuki değerlendirmesini yapmak lazımdır. Varsa bir durum tabii ki hukuk buna dair değerlendirmesini ortaya koyar ve herkes de buna saygı duyar. Öyle genel ve muğlak değerlendirmelere sığınmayı 2020 Almanya’sında hiç kimse kendine yakıştırmamalıdır. Şu hususu da belirtmek lazım ki, her toplulukta bazen yanlış ve hatalı konuşanlar olabilmektedir. Bu da söyleyen kişiyi bağlar ve suçun şahsiliği ile alakalıdır.

NSU cinayetlerinin tuhaf neticeleri ortada iken, islamafobi devam ederken, cami derneklerine saldırılar sürerken, PKK’nın haraç-mezat halleri bilinirken, gündemi değiştirircesine, gerçekten de işinde gücünde olan bir yapıyı gündeme taşımak anlamsız bir algı biçimi arz ediyor. Ama basiret sahipleri yapay algının geçersizliğini görürler.

 

Ülke barışı hem ciddiyet, hem samimiyet, hem de hukuki bir akılcılığı gerektirir. Bir konuyu çok düşünmüş ve dile getirmişimdir: Almanya’da ırkçılık çoğalsa da, oportünist siyasi partiler oy devşirmek için bunu abartsalar da, hatta zaman zaman ortam iyice gerilse de göçmenler bu ülkeden gidecekler midir? Çok olağanüstü bir durum olmadıkça demografik yapı değişmeyecektir. Bu tür çıkışlar bazılarının oylarını artıracak, huylarını okşayacak ve bir dönemdir böyle geçecektir. Aşırı ırkçı söylemler, kundaklamalar vs. herkesi üzecektir, Almanya demokrasisine gölge düşürecektir ve fakat çözüm olmayacaktır. Almancanın “Warum nicht gleich” diye çok güzel bir vurgusu vardır. Yani vaktinde görmek, vaktinde anlamak ve vaktinde gereğini yapmak çok ciddi bir gerekliliktir. İnsanlık ve demokrasiye zarar verecek şeyleri önce deneyip sonra keşke olmasaydı demek, ya da demeye mecbur kalmak faydasız bir pişmanlıktır. Tarihteki örnekler ibret olmalıdır herkese.

Demek ki çözüm herkesin akıllı, sorumlu, demokratik, adil ve insani davranmasına bağlıdır. Doğru olan olumlu ve yapıcı katkı sağlayacak diyaloglar kurmaktır. İyi niyetle konuşunca ortak noktalarımızı ve beraberce yaşamanın çok değerli bir insani güzellik olduğunu kesinlikle anlarız. Birbirimizi iyiliğin, sevginin başarılmasına çağırmalıyız


Yusuf Polatoğlu

                                                                                                                                                                                                                                                         | Impressum | Disclaimer

ATİB-Union der Türkisch – Islamischen Kulturvereine in Europa e.V.

 

Neusser Str. 553 | D-50737 Köln | Tel: 00 49 (221) 316010 | Fax: 00 49 (221) 323420 | e-mail: info@atib.org
Bankverbindung: Sparkasse KölnBonn Konto Nr: 1900 69 61 86 | BLZ: 370 501 98 | IBAN: DE393705 0198 1900 6961 86 | BIC: COLSDE33