Mutluluğu Fazilette Arayan Adam:

MEHMED AKİF

Zor iştir Akif hakkında yazı yazmak... İmanın ve ahlakın kendisinde tecessüm ettiği (ete-kemiğe büründüğü) bir insandan bahsedeceksiniz! İşin en ufak bir şakayı ve gevşekliği kaldırır yanı yok! Ben bu konuyu en hakim olduğum rahat alanlardan birisi sanırken, üzerimde inanılmaz bir yükün ağırlığını hissetmeye beşladım birden.

Peki buna rağmen niye yine de Akif'i yazmak isterim? Birincisi, içinde bulunduğumuz Aralık ayı otamotikman şuur altını tetikliyerek Merhumu su yüzüne çıkartıyor; zira Aralık merhum Akif'in hem doğduğu hem de öldüğü ay...20 Aralık 1873'de doğan Akif, 27 Aralık 1936'da Hak'kın rahmetine kavuşur. Bir diğer sebep, günümüz gençliğinin "gerçeği arama" adına sağa-sola savrulur hale gelmesi. Birde, Akif'e "cahilin birisi"diyen yüksek sesli , kırmızı fesli adama da bir şeyler söylemek gerekir düşüncesi hasıl olduysa da, sonra ondan vazgeçtim.Akif'e hakaret edip, "yanmayan kefen" satıcılara medhiye düzen bu adamı ciddiye almanın luzumsuzluğuna inandım.

Çağımız aydını "Bilgili olma" arzusunun kıskacında kıvranıp duruyor! "bilince oldum" sanma budalalığı henüz hızını kesmiş değil. Bu yüzden de hiç bişey onları tatmin etmiyor. Şimdilik "yapay zeka"nın üreteceği yeni teknolojik ürünlerin beklentsi ile teselli buluyorlar...Bazıları da "Ferrari'sini satıp Himalaya dağlarının eteklerinde Budist avatarların peşine düşüyor.. Onlara "yanlış yapıyorsunuz" diyenler de ayrı bir hikayenin konusu...Bizans'ın tanrıları, Hindistan'da avatarlaştı ama Horasan üzerinden Anadolu'ya başka kılıkla girdiler."Başka diyarların mistik öğretilerini yeşile boyamak sizi farklı kılmaz" demeye kalksanız duymazlar bile...Onlar şimdi derin cezbe halindeler...

Tam da bu karmaşanın ortasında Akif'in sesini işitiyoruz: "Doğrudan doğruya Kur'an'dan alarak ilhamı/ Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı./ Size garanti

veriyorum bu sesi duyanlardan bazıları cezbe halinden uyanıp bize itiraz edecekler: "Ne demek asrın idraki!? İslamın idrakine asrı söyleteceğiz!" Tamam tosunum, ne söyleteceksen söylet de, sen önce şu Allah'ın ayetlerini "mantra"yerine koymaktan vazgeç ve bizahmet şu Fatiha'nın anlamını artık öğreniver...

Hz. Peygamber'in ve tüm Peygamberlerin mesajlarının en temelini "Aracı Yok!" ihtarı oluşturur! Bu noktada en ufak bir gevşeklik göstereni hiç bir bilgi katmanı kurtaramaz! Bir daha tekrarlamak zorundayım...Bu alanda ayaklar sabit duırmalı, dağarcığındaki bilgilere güvenerek kimse laf salatası yapma peşine düşmemeli! İbllis'in bilgiden yana bir sıkıntısı yoktu; üstelik İlahi Huzur'da bulunma şerefine ermişti... Öyle olmaz "Ben üstünüm" demeye kalktığı an kendisine uyanlarla birlikte kıyamete kadar lanetlendi!

Kainattaki dualiteye bağlı işleyen sistem kimseyi aldatmamalı...Elbette herşey birşeyin ya sebebi, ya da sonucudur. Bu durum fizikcilerin "Büyük patlama"adını verdikleri ilk yaratılış anına kadar uzatılabildiği gibi, kainatta zuhur eden olayların arka yüzünde de mevcuttur! Olayların zuhuratını sağlamakla ilgili görevlendirilmiş mevhumları Allah'ın melekleri veya kainattaki güçleri olarak görmemizin dışında Kur'an' bize bir referans vermemektedir! Oluşumların arkasındaki güçlerle, zuhuratı kendilerinden menkul evliyaları ilişkilendirmek son derece küstahca ve gayri islami bir tavırdır!! Eski Pagan dinlerinde ve Zerdüşlükte bol bol bulunabilecek bu tür safsataları İslam sanarak dolaşanlar kaç "15 Temmuz"'un tohumlarını zihinlerinde barındıdıklarını keşke idrak edebilselerdi...

Merhum Akif'in sesini burada bir kez daha duyuyoruz: "Ne büyüksün ki, kanın kurtaryor Tevhidi/ Bedrin arslanları ancak bu kadar şanlı idi./Tabi, Molla Kasım'lar bu söze karşı çıkmasalar şaşarım doğrusu... Ama onların zihin dünyalarında ürettikleri hikayelere dayanan bir dinin dindarı olmaktan çok, Allahı'ın Kitab'ının özüne işlediği bir Müslüman olan Akif, günümüz gençliğine iftiharla örnek göstereceğimiz bir şahsiyettir.

Merhum Necmettin Hacıeminoğlu'na bir yolculuğumuzda sormuştum; Hocam, Milli Eğitim Bakanı olursanız nasıl bir eğitim usulü uygulardınız? Verdiği cevabı kırk yıldır belki 40 yerde tekrarlamışımdır:" Atayacağım müdürü çağırır, elimdeki Safahat'ı gelişi güzdel açarım, diyelim sahife 53, oku bakalım, derim; okursa tayini yapılır, okuyamazsa yapılmaz..." Eğer bu usul birilerine tuhaf geliyorsa, Akif'le ilgili fazla birşey bilmediği kanaatine kolayca varabilirsiniz!

Onun emanet paltoyla Ankara'ya gelip, o günün hatırı sayılır 500 lirasını elinin tersiyle itişini; sözleştiği Rasathane müdürü arkadaşının randevusine namütanahi şartları göze alarak gittiğini; okulda sözleştikleri arkadaşının yetim kalan 3 çocuğunu işsiz olmasına rağmen kanatları altına alıp 5 çocuğuyla beraber baktığını; işsiz kalalmasının sebebinin de amirine yapllan haksızlığa tahammül edemeyip istifa etmiş olduğunu çeşitli vesilelerle duymuş olabilirsiniz...Ama beni en çok etkileyen hatırladıkca "bu nasıl olur!?" deyip havsalamı allak-bullak eden yakın arkadaşı Mithat Cemal'in şu beyanlarıdır:

"Bu Akif hayatımın 33 senesidir.Bu 33 senede o, bir tek defa bayağı olmadı.Onun iç yüzüne baktığım vakit gökyüzüne,denize bakar gibi ferahlardım.Sonra onun 63 senelik hayatını öğrendim; bu ne berrak 63 senedir,siyah ve pis tek bir dakikası yoktur."

O yıllarda Mithat Cemal'in şuna benzer ifadeleride çok ilginçtir: "Akif, yordun beni! 33 yıldır beraberiz, bir insan bu kadar mı düzgün olur!? Bir falso yapta bitsin bu iş..."

Aradan iki yıl daha geçmiştir ama, Mithat Cemal'in hayıflanmaları (!)daha da derinleşerek sürmüştür: "İlk tanıdığım zaman ona inanmadım: Bir insan bu kadar temiz olamazdı "capotin"di ve fena aktör melek rolünü oynamaktan bir gün yorulacaktı, gayri tabii faziletten yorulan yüzünü bir gün görecektim. Fakat 35 sene bu gün gelmedi."

".......Gene bir gün ona dedim ki: Sen şirlerinde ferdin ve cemiyetin felaketini bir nevi kefaret haline sokuyorsun. Lamenais'in kefaret kanunun kabul ediyor gibisin...."

Güldü, sonra her zamanki samimi yüzüyle: 'Beni yanlış anlıyorsun' dedi. Ben, okuduğum şeyler arasında en güzel olarak Spinoza'nın bir sözünü sevdim: SAADET, FAZİLETİN MÜKAFATI DEĞİLDİR, FAZİLETİN BİZZAT KENDİSİDİR."

"Ve bu sözün muhalif mevhumundan da "Felaket çürmün cezası değildir; cürmün bizzat kendisidir' hükmünü çıkarıyordu."

"İyilik yap, cennete git" veya " kötülük yapan cehenneme gider" anlayışı dualizm içinde mütala edilebilir bir durum olsa da İslam bu anlayışı dışlamaz.

Merhum İzzet Begoviç'de bu konuda Akif gibi düşünür: "İslam, dünyanın esas özelliği olan bu dualizmi evvela anlamak ve kabul etmek; ondan sonra da onu yenmek yoludur." (Doğu ile Batı Arasında İslam/Sahife:20)

"Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır."

İşte dualiteyi aşmak budur...Daha doğrusu, dualiteyi aşarak TEVHİD'e ulaşmak...

Yoksa yeryüzünü tanrılar galerisi haline dönüştürürsünüz!

Ne diyor Hz. Peygamber: "KÖTÜLÜĞÜN CEZASI,ANINDA İYİLİKTEN MAHRUM OLMAKTIR..."

Allah Korusun...

 

Hidayet Kayaalp

                                                                                                                                                                                                                                                         | Impressum | Disclaimer

ATİB-Union der Türkisch – Islamischen Kulturvereine in Europa e.V.

 

Neusser Str. 553 | D-50737 Köln | Tel: 00 49 (221) 316010 | Fax: 00 49 (221) 323420 | e-mail: info@atib.org
Bankverbindung: Sparkasse KölnBonn Konto Nr: 1900 69 61 86 | BLZ: 370 501 98 | IBAN: DE393705 0198 1900 6961 86 | BIC: COLSDE33